Düşünseli

Salı, Nisan 01, 2008

Türkiye Sevdalıları

Ülkemiz zor günlerden geçiyor. Hayatı sadece din ekseninden görüyor olmayı Müslüman olmak zanneden insanların oluşturduğu bir parti kozmopolit Türkiye'yi yönetiyor. "Arap hayranı Müslüman" düşünce tarzları ve Arapların kendilerine hediye ettikleri at gözlüklerü takılı olduğu halde sünnileri, şiileri, alevileri, hristiyanları, musevileri, dinsizleri, budistleri, satanistleri, Türkleri, Kürtleri, Çerkezleri, Abazaları, Ermenileri, Rumları, Anglosaksonları, Lazları ... yönetiyorlar. Yönettiklerini sanıyorlar. Herkes'e de eşit mesafede duruyorlar(mış) bu arada da... O yüzden son 5 yıldır bütün otobüs şöförleri çember sakallı, bütün belediye çalışanı bayanlar türbanlı, bütün inşaatlar tarikatçı inşaatçıların vb. Eşit uzaklıkta olabilmek için yandaşlarını kayırıp, besleyip, semirtip, karşıt görünen herkesi de dışarıya "eşit uzaklığa" aldılar, almaya çalışıyorlar. Çünkü onlar Türkiye Sevdalıları. Yanlış anlamayın ama, onlar sadece Türkiye'nin tarihine daha doğrusu Osmanlı'ya ve Anadolu Toprakları ile "Kutsal" belledikleri İstanbul'a sevdalılar. Modern Türkiye ile hiç bir gönül bağları yok. Zaten çalışmalarının amacı da sevdalısı oldukları o "eski güzel günler"e dönmek. Bir kaç kuşak sonra varsın deli padişahlar/halifeler çıkıversinler. Önemli olan o kutlu düzene geri dönebilmek, "Padişahım Erdoğan, Çok Yaşa" diye bağırabilmek.

Diğer taraftan... Kurtuluş savaşı öncesi ve sırasında çok sayıda memleketini seven, onun iyiliği için çalışan didinen insanlar ve özellikle de gazeteciler vardı. Memleket zaten parçalanmış, işgal edilmişti ama onlar "daha kötü olmasın" diye işgalcilerle anlaşmak, onların boyunduruğu altına girmek istiyorlardı. Ne de olsa Amerikan veya İngiliz korumasına girildiği anda, o büyük devletler diğerlerini kışkışlarlar ve Anadolu'yu kolları altında güzel günlere taşırlardı. Bu insanların fikirlerindeki samimiyete hiç kuşkum yok. Nitekim Halide Edip bile bu düşünceyi destekliyordu, ki hiç kimse ona vatan haini demeye cesaret edemez. Onlar ülkenin selayeti ve yeni nesillerin iyi yetişip varlığını sürdürebilmesi için bunun doğru yol olduğuna gönülden inanıyorlardı. Bu düşüncenin hayata geçirilmesi o zaman için mümkün olmadı. Ulu önderimiz, yüzyılın politik dehası Atatürk'ümüz gidişatın getireceklerini o zamanlar görmüş ve kabul edilemez ilan etmişti. Biz O'nun 1919'da kendi öngörüleri ile gördüklerini ancak 2000'li yıllarda televizyonlarda seyredince görebildik. Amerika'nın Irak'ı işgalini seyretmeden görebilmemz de mümkün olmayacaktı. Anlayabildik mi? Orası tartışılır. Çünkü biz Irak'ı bir ders olarak değil bir sinema filmi olarak seyrediyoruz. Kendimizi planların ve bölgenin içinde değil, "güvenli bölgede" zannediyoruz. Irak'ta bugün olanlar, Atatürk olmasaydı 90 yıl önce Türkiye'de olacak olan olaylardır. Ve tabii ki eğer bu "güçlü devlet" yalakalığını bırakmazsak, korkarım gelecekte de karşılaşmamız olası olanlardır. ABD resmi ziyaret yapan delegelerimize "naber corc" desin sırtımızı sıvazlasın, AB "aslan Türkiye, kaplan Türkiye" desin sırtımızı sıvazlasın, biz kendimizi mutlu kutlu ve şerefli hissedelim, hissedelim, hissedelim... verelim kapitülasyonları gitsin yahu. Satalım para eden herşeyimizi. Bize "aferin" desinler. "Koçumsun", "böyle devam et", "bütün sorunlarını biz çözeceğiz" desinler. "Takma kafanı sen o muhaliflere, biz hallederiz" desinler, sonra dönüp muhaliflere kızsınlar "hıııı.... size kötü gözle bakarız" desinler , desinler, desinler...

İnsan yaşlanınca çocuklaşırmış. Bi zaman çocuk olanlardan fırça yemeğe, onların insafına kalırmış. Yani, kurt kocayınca köpeğin maskarası olurmuş. Hastalanır yatalak olurmuş. Sonunda da doktorlar fişi çekip "Ölüm saati"ni söylerlermiş. Hasta adamın hikayesini tekrar okuyun lütfen...

Blogged with the Flock Browser

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home