Düşünseli

Perşembe, Ocak 25, 2007

Değerlerimizi yitiriyoruz

Yazık ki değerlerimizi yitiriyoruz hem de hiç farkında olmadan. Onlar bittikten sonra, kayda değer kimler kalacak bakalım geride. Belli ki o denli değerlilerini yetiştirmekte zaten çok ciddi sıkıntı çekiyoruz, bir de gidişlerini yeterince umursamıyoruz.

Bugün, Türkiye'nin yetiştirdiği çok büyük adamlardan birisi sessiz sedasız ayrıldı. Hem de Türkiye'nin son 10 yılını derinden etkileyen ve geleceğini de bir o kadar etkileyecek olan derin izlerini bırakarak. Ve biz ne yazık ki hakettiği kadar umursamadık onu. Bir çok televizyonda ya haberlerden birisi olarak geçti, ya da adına özel program yapıldıysa da gece yararısından sonra... İnsan düşünüyor ister istemez, haberlerde de mi reyting korkusu??? "Eğer halkın bugün rağbet ettiğinin dışında bir haberi geniş verirsek reytingimiz mi düşer? Yok yok, hazır reytingler bu kadar yükselmişken, tutmuş olan konuda daha çok haber yapalım, gerisi laf-ı güzaf" mı deniliyor acaba?

Bugün çok üzüldüm ve aslında Türkiye'nin de bir o kadar üzülmesi gerekirdi. Son bir hafta içinde Türkiye iki dev çınarını daha kaybetti... yazık...

Bugün bile görünüyor, hissediliyor ya eksikliği, ileride daha iyi anlaşılacak... benden söylemesi...

Çarşamba, Ocak 17, 2007

Karşı kulis yapmak

Hep haberlerde duyarız, şunlar bunlar Türkiye aleyhtarı kulis yapıyorlar, ona buna isteklerini kabul ettiriyorlar diye. Diğer uluslar veya soylar kendi taleplerini, iddialarını bu kadar kolay kabul ettire biliyorlarken biz neden bunu başaramıyoruz?

Bu sorunun herkesi mutlu eden cevabı : Bizi sevmiyorlar, zaten Müslüman olduıumuz için bizim sözlerimizi dinlemiyorlar dahi...

Ama acaba bunu gerçek cevap olarak kabul etmek ne kadar doıru?

En çok kullanılan, bilinen ve sevilen atasözlerimizden birisi der ki: "İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır."
Maaşallah çuvaldız kısmında çok başarılıyız ama iğne kısmından biraz korkuyoruz sanki, değil mi? Her seferinde nedense iğneyi koyduğumuz yeri unutuyoruz ama çuvaldız hep elimizde :)

Bu konuda batırmamız gereken iğneyi, en azından bir bölümünü ben buldum, batırıyorum. Biraz acıyor ama bu acı bizi gelecek gücel günlere yönlendirebilir ancak. Biz kendimizi nerede, ne zaman anlatıyoruz ki? Kendimize bile kendimizi tam anlamıyla, gerektiği gibi anlatabiliyor muyuz?

Ülkemizin mevcut, en başa güreşen, bir türlü çözülemeyen ve ne yazık ki savlarımız duyulmayan sorunları nelerdir? Bu konularda bizim, okumuş kesimimizin dahi ne kadar bilgisi var? Bu konularda ne kadar yayınımız var? Yayın derken, sadece akademik yayınları kastetmiyorum. Romanlar, masallar, destanlar, belgeseller, fotoğraf albümleri ve hatta ilgili müzeler vb. hepsini bu kapsamda tutuyorum.

Son dönemde bu konuda bazı hareketlenmeler oluyor, gelişen teknoloji sayesinde, ama biz daha önce hiç olmayan birşeyi teknoloji ile biraz yapmaya çalışıyoruz, karşı savı savunanlar teknoloji yokken bangır bangır yaptıkları yayını artık kaçışa olanak vermeyecek şekilde genişletiyorlar.

Sesimizi daha daha daha çok çıkartmalıyız. Kişisel web sayfalarımızda fotoğraflarımız, anılarımız, fıkralarımızın yanı sıra ciddi konularda yazılara, makalelere, akademik olmasa bile gerçeklere dayanan kişisel görüşlerimize yer vermeliyiz. Bunu Türkçe yapmalıyız ama aynı zamanda bildiğimiz tüm dillerde yapmalıyız. İngilizce biliyorsak makaleyi ingilizce yazmalıyız. Bize gelen Türkçe bir sunumu, bildiğimiz dillere cevirip yabancılara göndermeli, onların da konuya ilgisini çekmeye çalışmalıyız.

Herşeyi devletten beklememeliyiz. Unutmamalıyız: Karşı savı yüceltmek için kulis yapanlar, sadece hükümetler ve devlet adamları değil, bizzat o ırkın mensupları veya devletin vatandaşları.

Devlet de tabii ki bu konularda üzerine düşen görevi yapmalı. İhtilaflı veya ihtilafsız, bizim için önemli konularda dünya kalitesinde belgeseller, filmler yaptırıp bunları gerekiyorsa ücetini ödeyerek yayınlatmalı. Bunları yaparken de ülke içindeki ihtilaflardan arınmış ve ülke içi ayrımlara takılmamış şekilde yapmalı. Ümraniye belediyesinin yaptığı gibi herşeyi müslüman değerleri üzerine oturtan ve "Çanakkale savaşının kazanımı sadece takdiri ilahidir" şeklinde sapkın bir fikir öne süren bir yapım değil, bilimsel değerleri baz alıp genel geçer ruhani değerleri de buna katar şekilde yaklaşılmalı. Tabii dir ki "Allah müslümanları kafirlere karşı korur" ana fikrinden yola çıkan bir yayını yüzyılımızın güçlüleri olan gayri müslim devletlerde, gayri müslim kurumlara yayınlatamazsınız.

Herkes görev başına...